1. Fatiha (Bir şeyin girişi, başlangıcı: 7/7 );
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla;
Allah’ın nitelikleri;
1.İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla…
2.Her şeyi mükemmel yapmak1 Allah’a özgüdür. O bütün varlıkların Rabbi2/Sahibidir.
3.İyiliği sonsuz, ikramı bol olandır.
4.Yapılan her şeyin karşılığını bulacağı günün3 tek yetki sahibidir.
5.(Allah’ım!) Kulluğu3 doğrudan sana yaparız. Yardımı da doğrudan senden isteriz.
6.Bizi doğru yoluna4 kabul et; 7.Nimet verdiğin kimselerin yoluna5; öfkeni hak etmemiş ve sapıtmamış olanların6 yoluna! (Âmin)
Açıklama 1: Rahman ve Rahim; Allah’ın isimlerinden iki isimdir. Bu kelimeler, rahmet kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren inceliktir. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır. Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. . Allah, Rahman olması yönüyle hiçbir ayrım yapmadan tüm varlıkların ihtiyaçlarını karşılar. Bu sözcük, Allah’tan başkası için kullanılamayacağından “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” yani “iyiliği bol olan” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabilir. Bu anlam, besmelenin tam karşılığıdır. Hamd; birini yaptığı şeyden dolayı övmektir. Şükür ise size karşı yapılan iyiliği övmektir. Şükür ile teşekkür aynıdır.
1.Yaptığı her şeyi mükemmel yapan sadece Allah’tır. 2. Rab, Türkçe de “sahip” demektir ve bu ayette “Allah” anlamında kullanılmıştır. Hz. Yusuf, kralın kölesine diyor ki “Rabbine sor bakalım, ellerini kesen kadınların derdi neymiş? Benim Rabbim onların oyunlarını bilir”(12/50). Rab kelimesi ayette önce “kölenin sahibi olan kral” sonra da “Allah” anlamında kullanılmıştır.
3. Her şeyin karşılığını bulacağı gün: Dünyada yapılanların karşılığının ahrette alınacağı hesap gününün adıdır.
3. Kulluğu doğrudan Allah’a yapmak (1/5): Kulluk en yüksek derecedir. İnsanın yaratılışının esas maksadı Allah’a kulluk etmektir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Cinleri ve insanları, kulluğu sadece bana yapsınlar diye yarattım” 51/56. Allah’a kul olmak; samimi niyetle O’na inanmak, güvenmek ve yine O’na saygıyla, isteyerek, kayıtsız ve şartsız boyun eğmektir. Allah’a kulluk, O’nun kitabına sarılmakla olur: “Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl”43/43, “Halbuki onlara, dine bir şey katmadan ve yanlış yola sapmadan Allah’a kulluk etmeleri, namazı düzgün ve sürekli kılmaları, zekâtı da vermeleri dışında bir emir verilmedi. Doğru din işte budur” 98/5.
Allah’a kul olmak O’nu her şeyden çok sevmektir. Çünkü O bizi sevmiş, bizi en güzel biçimde yaratmış, bize sonsuz nimetler vermiştir. O da bizden sadece kendisine muhabbet etmemizi istemiştir.
Allah insanları ‘ister ibadet ederlerken, ister duada bulunurlarken olsun sadece kendisine kulluk etsinler ve O’nu bir tek ilah olarak tanısınlar, emir ve yasakları doğrultusunda hareket etsinler diye yaratmıştır. Allah’a kulluk; ibadette Allah`ı tek olarak ilah kabullenip buna iman etmektir. Çünkü yüce Allah kullarını, kendisini tanımaları, kendisine kullukta bulunmaları ve kendisinden başkasının önünde eğilmemeleri için yaratmıştır.
Hz. Peygamberde sultanlığı değil, kulluğu seçmiştir. Bizde her adımda ve her nefeste Allah’ın kulu olduğumuzu bilmeliyiz, kulluk görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Allah’a kul olmak, özgür olmaktır, dünya ve ahret mutluluğuna kavuşmaktır. Hz. Peygamber, yemek yiyen, bütün insanlar gibi biyolojik ihtiyaçları olan, 4 rekat olan namazı yanılarak beş rekât kıldıran ve hatırlatanlara, “Bende beşerim, sizin gibi hatırlar, sizin gibi unuturum” diyen ve Kur’an’da ayetlerde de “Deki. Ben elçi olan bir beşerden başka neyim ki?” 17/93. “De ki “Ben de tıpkı sizin gibi insanım” 8/110. şeklinde vasıfları anlatılan bir insandır.
Yaratılışın gayesi olan “kulluk” öyle şerefli bir mertebedir ki, onun yüceliği kelime-i şehâdette de görülmektedir: “Ben tanıklık ederim ki Muhammed Allah’ın kulu ve resulüdür” denmektedir. Yani, Muhammed Allah’ın elçisidir fakat O, aynı zamanda Allah’ın kuludur. İmanımızın tasdiki olan Kelime-i şehadeti okurken “abduhu ve resuluhu” diyoruz. Burada kul kelimesi ‘resul’den önceye konmuş ve kulluğun önemine dikkat çekilmiştir.
Allah’a kul olmak, sadece O’na dua etmek ve ibadet etmek değildir. Allah’a kulluk, ‘çalışmaktır’, Allah’a kul olmak kendine, komşulara, millete ve bütün yaratılmışlara karşı olan görevleri de yapmaktır, “Bir işten yorulunca başka bir işe koşmaktır” (94/7). De ki: “Yapın yapacağınızı! Yaptıklarınızı Allah, elçisi ve müminler görecektir. Gaybı (algılanamayanı) ve şehadeti (algılanabileni) bilenin huzuruna çıkarılacaksınız. O, size neler yaptığınızı bildirecektir” 9/105
“Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kul olun ki kendinizi koruyasınız. 2/21”, “Biz Allah’ın boyasını koruyacağız. Kimin boyası Allah’ın boyasından güzel olabilir? Biz yalnız ona kul olan kimseleriz” 2/138.
Kulları ilahlaştırmak çok ciddi bir sapmadır. Toplum ne zaman ki Kur’an’a sırtlarını dönmüşse, başka varlıkları evliya, ermiş, kurtarıcı gibi sıfatlarla yüceltmişler ve onları ilah edinmişlerdir. Tevhid inancı; kula kul olmamak ve ne türden olursa olsun tüm tağuti sistem ve rejimleri reddetmektir. Allah’a kul olmayan, paraya, şehvete, şana, şöhrete, mala-mülke, makama ya da başkalarına kul olur. Kur’an: “Allah ile aranıza koyup çağrıda bulunduklarınız sizin gibi kullardır. Dedikleriniz içinize yatıyorsa onlara seslenin de size cevap versinler” (7/194) demektedir. İlgili ayetler:
4/172. Mesih, Allah’a kul olmaktan geri durmaz. Mukarreb melekler de öyle. Kim ona kulluktan geri durur da kibirlenirse Allah, onların hepsini huzuruna toplayacaktır. 4/173. …Kulluktan geri duran ve kibirlenenleri ise acıklı bir azaba çarptıracaktır. Onlar, kendileri için Allah ile aralarına girecek bir dost da bir yardımcı da bulamayacaklardır.
41/37. Gece, gündüz, Güneş ve Ay onun ayetlerindendir. Yalnızca Allah’a kulluk ediyorsanız ne Güneş’e secde edin ne de Ay’a, bütün bunları yaratana secde edin! 41.38. Eğer büyüklenirlerse (bilsinler ki); Rabbinin katında olanlar bıkıp usanmadan gece gündüz ona boyun eğerler.
4. Allah’tan istemenin şartları (1/5-7): Her şeyin Allah’ın elinde olduğunu herkes bilir. Ama bazıları, kutsal bildikleri kişileri araya koyarak yardımı, onun aracılığı ile isterler. Bu, onları Allah’ın seviyesine çıkarmak olduğu için şirktir. Kendisine sinir uçlarından daha yakın olan Allah ile arasına aracı koyan herkes, dinden çıkar ve müşrik olur. Allah Teâlâ insanların iyilik ve takva (yanlışlardan sakınma) konusunda birbirleri ile yardımlaşmasını emretmiştir (5/2). Sadece Allah’tan istenecek olan yardım, ondan başkasının yapamayacağı yardımdır. Duaların kabulü, olağanüstü yardım, her şeyi görmesini, işitmesini, bilmesini istemek gibi. Başkalarının yapamayacağı bu yardımları bir başkasından beklemek şirk olur. Ayetin anlamı “ Senden bir şey isterken araya bir şeyi (kimseyi) sokmayız” demektir. Ne istediğini ve ona gerçekten ihtiyaçlı olduğunu belirtmek ve onu elde etmek için gerekeni yapmaktır.
4. Dua, nimeti hayal ve arzu etmek değil, o nimete ulaşmanın doğru yoluna girmek ve o yolda sebat edip çalışmaktır. Kişinin mümin kul sayılması, onun ilâhî otoriteye kendi istek ve iradesiyle teslim olduğunu ikrar etmesine bağlıdır. İnsanın kulluğu, bu otoriteyi gönüllü olarak kabullenmiş olmasıyla bir anlam ve değer kazanır.
Açıklamalar 2: 4. Allah’tan istemek (1/5-7): Her şeyimizi borçlu olduğumuz, her an muhtaç olduğumuz ve nasıl dua etmemiz gerektiğini bize öğreten Allah’a açalım ellerimizi de, O’nun dediği gibi “Rabbinize için için yalvararak gizlice dua edin….”(7/55) ayetine göre dua edelim ve sadece O’ndan isteyelim. Allah, kendine yönelip “Rabbim” diyene “Buyur kulum” der, dua ve ibadetlerini kabul eder, ödüller verir. İnsan yalnızca Allah’a kulluk eder ve git gide artan bir olgunluk sahibi olur.
İlgili ayetler: Rabbiniz der ki “Bana dua edin, size olumlu karşılık vereyim…”40/60, Kullarım beni sana sorarlarsa, ben onlara yakınım. Bana dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da benim çağrıma cevap versinler ve bana güvensinler…..2/186.
İnsanı biz yarattık; nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Biz ona sinir liflerinden daha yakınız 50/16.
(4). Sırat-ı müstakim (doğru yol: 1/6): Doğru yolda olmak, yalnızca Allah’a kulluk etmekle olur. Yalnızca Allah’a kulluk, onun kitabına sarılmakla mümkündür. Yola girmek insanın görevidir. Allah’ın hidayeti bir öğretmenin öğrenciyi sınıf geçirmesi gibidir. İyi bir öğretmen çalışan öğrencisini bir üst sınıfa geçirir. Allah Teala da gerekeni yapana hidayet eder. Allah’a ‘doğru yolu bize göster’ diye dua ederiz. Doğru yolda olmak, yalnızca Allah’a kulluk etmekle olur.
Doğru yol aklın yoludur, aklımızı kullanacağız. Doğru yol gönülde başlar. “Bizi doğru yoluna kabul et” diyerek dua ediyoruz. Allah bizi neyimizle doğru yoluna kabul edecek? Doğru yol tevhit inancıdır .“La ilahe illallah” demek doğru yolun bir nolu taşıdır. “Allah yola gelmiş olanların hidayetini artırır” (19/76), “Yolumuzda gayret gösterenleri, mutlaka yollarımıza sokarız”29/69, İşte bu, Allah’ın yoludur. O, tercihini doğru yapan kullarına bu yolu gösterir” 6/88
5. Allah’ın nimet verdiği kimseler; nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerdir. “Kim Allah’a ve Elçisine boyun eğerse onlar, Allah’ın mutluluk verdiği nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi arkadaştılar”! 4/69
6. Allah’ın öfkesini (gazabını) hak etmiş olanlar kimlerdir? Bir mümini kasten öldürmek, hakikate karşı direnmek, savaş meydanından kaçmak, dinden dönmek, taşkınlık yapmak, Allah hakkında haksız tartışmalara girmek, iffetsiz olduğu halde kendini temize çıkarmak için kocasına iftira atan kadınlar; münafık erkek ve münafık kadınlar ile müşrik erkek ve müşrik kadınlar.
Sapıtanlar; Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar, inandıktan sonra kafir olanlar, Allah´ın yolundan engelleyenler; din konusunda haddi aşanlar; zanna tabi olanlar; dünya hayatını ahiret hayatına tercih edenler; Allah’a ortak koşanlar; fasıklar; Allah´tan başkasına dua edenler; Allah´ı bırakıp şeytanları veli edinenler; zalimler; Allah’a ve Resulüne isyan edenler; Allah´ın zikrine, kitabına karşı katı tutum sergileyenler; Allah´ın davetçilerinin çağrısını kabul etmeyenler; kıyameti inkar edenler; münafıklar; Allah´ın indirdiği kitapları gizleyenler; kafirler; müşrikler; dünya malı ve ziynetlerine aldanıp haktan uzaklaşanlar; nefsinin arzularına uyanlar; Allah´ın kitabından uzaklaşanlar; Allah´ın kitabından delil getirmeden Allah hakkında konuşanlara uyanlar; kötüleri dost edinenler; hakikati yalanlayanlar.
Amîn; duanın arkasından söylenen “Allah’ım kabul et!” anlamında bir söz. Kelime Kur’an’da geçmez. Nebimizin, namazda Fâtiha’nın ardından âmîn dediği rivayet edilmiştir.
Fatiha (1/1): “Bir şeyin girişi, başlangıcı” demektir. Mekke devrinde bir defada inmiştir. Kur’an’ın esaslarını 7 ayette barındıran en faziletli suresidir. Nitelik bakımından Kur’an’ın en büyük suresi, ön sözü, özeti ve Kur’an’ın açıklamasıdır. Allah ile kul arasında bir tür sözleşme ve antlaşma olarak da değerlendirilen Fâtiha, Allah-insan ilişkisinin mahiyetini ortaya koyar ve bunun hangi kurallara bağlı olarak sürdürüleceğini öğretir. Söz konusu ilişkinin, kulun tek taraflı gayretiyle değil mutlaka Allah’ın hidayet ve yardımıyla sağlanacağını vurgular, Allah’ın dininin temel ilkelerini en öz biçimde bildirir.
Fâtiha, insana önce Allah’ı en belirgin nitelikleriyle tanıtmakta ve insanı sağlam bir imanla O’na yöneltmekte, yaratıcıya ve yaratılmışlara karşı sorumluluk duygusuyla hareket etmeyi dinin ve dindarlığın temeli olarak belirlemektedir. İnanan insana kesin bir düstur ve şaşmaz bir formül halinde hidayetle ibadetin önemini ve ebedî nimetin elde ediliş yöntemini bildirir.
Sureyi okuyan mümin, Allah’a kul olduğunu ifade ve ikrar ettikten sonra, yaratıcısı ile arasında aracı bulunmadan doğrudan ona seslenir. Ebedî saadete ve nihayetsiz nimetlere ulaştıran doğruluk ve dürüstlük yolunda ilâhî lutfa nail olmuş iyilerin izini takip ederek ilerlerken gazaba uğramışların, şaşırmış ve sapmışların durumuna düşmemek için Allah’tan hidayet ve yardım ister.
Kur’an’da bir konuyu zıddıyla anlatma tekniği vardır. Haram-helal; cennet- cehennem…. gibi. Fatiha’da da aynı özellik vardır.
Fatiha’yı okuyan Allah’a karşı zikir, şükür ve hamd görevlerini ifa etmiş, dua ve niyazda bulunmuş olur. Övgü ve yüceltmeye layık tek Allah’ın varlığı, O’nun hakimiyeti, Kulluğun yalnız O’na yapılıp yardımın yalnız O’ndan isteneceği özlü şekilde ifade edilir. Surede Allah’tan nelerin isteneceği, ayrıca istemenin usul ve adabı da öğretilmektedir.
Allah Resulü buyuruyor ki “Fatiha’yı okumayanın namazı olmaz”.
Fatiha’daki mükemmellik: “Fatiha’da insanı hayrete düşürecek mükemmellik var: İlk 3 ayet Allah hakkında, son 3 ayet insan hakkında. Ortadaki ayetin ilk kısmı Allah’a vermek istediğimiz kulluğumuz, son kısmı Allah’tan istediğimiz yardımdır. 7 ayet Allah ile insan arasında mükemmel şekilde dengelenmiş. İlk 3 ayetin bağlandığı noktalar; övgü, şükür, Rab olması ve değer verip ilgilenmesi ki hemen cezalandırmayan ve bir hesap gününün olduğunun hatırlatılması. Bu ayetlerin bağlamı şu oluyor: Ben sana kul olmaya ve teslim olmaya hazırım. 1.Bölümün sonu “yalnız sana kul olurum” iken, 3.Bölümün girişi “yalnız senden yardım isterim” oluyor. Mükemmel bir denge” B. Bayraklı
Y. Sultan Selim’in ‘Allah ile idim’ sözü(1/7): Yavuz Sultan Selim son anlarını yaşıyordu. Bir hocası ona “Allah ile olunacak zamandır sultanım” dendiğinde “Ya! Bizi şimdiye kadar kiminle bilirdiniz” demiştir. Şimdi soralım: Ya biz kiminleyiz? Sana gelmeye hazırım Ya Rabbi! diyebiliyor muyuz? Kur’an’ın muhatabı olan insan, Kur’an’la yetinmeli ve kendini, şimdiye kadar bize telkin edilmiş dine göre değil, Kur’an’ın bildirdiği dine göre yönetmeli. Allah “Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın” 3/103 buyurmuş. Allah’ın ipi Kur’an’dır, Kur’an’ı kendi dilimizde okuyup anlayalım ve ona göre yaşayalım.